Cuma Sohbeti (25/12/2016)

Cuma Sohbeti (25/12/2016)

216
0
PAYLAŞ
Cuma Sohbeti (25/12/2016)

“Biliyor ama yapmıyor mu?”

Kur’an-ı Kerim, bu durumu çok ilginç bir örnekle dile getirmektedir: “Tevratla yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Cuma, 5.) Hayvanın sırtındaki kitapların içindeki bilgiler, onun varlık dünyasında yerini almayıp sırtında yük olduğu gibi, anlamlandırılmamış ezber bilgiler de bireyin varlık dünyasında yeri olmayan, sadece hamallığını yaptığı yüktür.
Gerçek bilgi, birey tarafından zihinsel süreçlerden geçirilerek işlenip kendine özgü ürün hâline gelmiş anlamlı bilgilerdir. Arının çiçek polenlerini işlemlerden geçirip kendi özel ürünü olan bala dönüştürdüğü gibi, anlamlı öğrenmeyi gerçekleştiren birey de işittiği veya okuduğu, gördüğü her bilgiyi/veriyi, ham madde olarak alıp mevcut bilgileriyle karşılaştırır, mevcut bilgilerini kullanarak bunları anlamlandırmaya çalışır, birtakım zihinsel işlemlerden geçirir. Bu işlemler esnasında yeni ham bilgilerde yaptığı gibi, eski bilgilerinde de değişiklikler yapma ihtiyacı duyabilir. Derken, çeşitli zihinsel işlemlerden geçirdiği yeni ham bilgileri, kendine ait rafine bilgiye dönüştürür.

Kendi içinde mantıksal tutarlılığa sahip iyi örgütlenmiş bilgi kozasını, bu yeni bilgileri ve değişiklikleri de içine alacak şekilde birey yeniden örgütleyerek uzun süreli belleğine yerleştirir. Mantıksal iç tutarlılığa sahip iyi örgütlenmiş bilgi sistemini, birey sürekli bu işlemlere tabi tutarak geliştirir. Birey, bütün bunları sorgulayan, karşılaştırmalar yapan, itiraz eden tam bir eleştirel yaklaşımla analizler yapıp sentezlere ulaşmaya çalışan zihinle yapmaktadır.

Bu anlamlı bilgiler, bireyin öz varlık unsuru hâline gelmiş, kendi malı olmuştur. Anlamlandırılmış bilgi, ilgili bilgilerle ve gerçekliklerle, aynı zamanda bireyin hayatıyla bütünleştirilerek kullanılabilir, uygulanabilir niteliğe kavuşturulmuş bilgidir. İşte onun için bireyin varlık dünyasında yerini alan bu bilgiler, bireyin tutum ve davranışlarını yönlendirme gücüne sahiptir.

Bir çocuk düşünün. Hayata gözlerini açtıktan sonra sürekli çevresini gözlemliyor, anlamaya çalışıyor. Bu süreçte çevresindekilerin, işine geldiğinde kolaylıkla yalan söylediklerini gözleyerek öğreniyor ve bunu bir gerçeklik olarak içselleştiriyor. Bu arada büyüklerinden, “Yalan söylemek kötüdür” sözünü de duyup ezberliyor. Ama yalan söylemenin niçin kötü olduğunu eleştirel bir yaklaşımla analiz edip anlamlandırma fırsatını bulamıyor. Ezberci eğitim anlayış ve uygulamaları buna fırsat vermiyor. Öte yandan, çevresindekilerin yalan söyleyerek görünürde bir takım menfaatler sağladıklarını da gözlemliyor. Şimdi bu çocuk, genelde “Yalan kötüdür” sözü, ezberinde olmasına ve gerektiğinde tekrar etmesine rağmen, işine geldiğinde rahatlıkla yalan söylüyor. Biz bu durumu görünce hemen yargımızı basıyoruz: “Biliyor ama yapmıyor.” Hayır, tam da bildiğini yapıyor. Yani ezberlediği işe yaramaz bilgisine göre değil, anlamlandırıp içselleştirdiği bilgiye, “İşine geldiğinde yalan söyleyebilirsin” anlamına gelen gerçek bilgisine göre davranıyor.

Görüldüğü gibi, bilgi-eylem ilişkisini sorgularken mesele nihayetinde gelip eğitimin niteliğine dayanmaktadır. Eğitimimizin niteliğini sorgulamadan, diğer tali sorunları doğru sorgulayıp gerçekçi tespitler yaparak isabetli çözümlere ulaşmak mümkün gözükmemektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak son yedi yılda özellikle gerçekleştirmeye çalıştığımız şey, yürüttüğümüz din eğitiminin niteliğinde köklü değişimi/gelişimi sağlamaktır: Ezberci din eğitimi yerine, anlamlı öğrenmeleri gerçekleştirecek din eğitimini yerleştirmek.

KAYNAK
Josten GAARER, Sofie’nin Dünyası, Çev. Sabir Yücesoy, İstanbul, 1994.

Prof. Dr. M. Şevki Aydın – Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK