10°C
Bolu HAVA DURUMU10°C Çok Bulutlu
BİZE ULAŞIN info@dortdivanortakoy.com

HABERLER

Dörtdivan Ortaköy Köyü

Cuma Sohbeti (09/12/2016)

- +
Cuma Sohbeti (09/12/2016)

CUMA SOHBETLERİ (09/12/2016)

“Biliyor ama yapmıyor mu?”

Günlük hayatta insanımızdan sıkça duyduğumuz sözlerden biri de başlıkta verdiğim sözdür: “Biliyor, ama yapmıyor.” Eğer bir insanın yaptıkları beğenilmezse ve kültürel birikimi, tahsil durumu ile de bu bağdaştırılamazsa, hemen bu tür bir değerlendirme yapılır. Bazen bununla da yetinilmez; mesele daha ileri noktalara taşınır. Birtakım aslı temeli olmayan yanlış bilgiler, asılsız rivayetler kullanılarak, ilim/bilgi/eğitim hakkında olumsuz ve son derece tehlikeli yargılar ortaya atılır: “Bu iş, ilimle, bilgiyle, eğitimle falan olmuyor. Şeytan da âlimdi, meleklere hocalık yapıyordu; ama lânetlendi, kovuldu.” . “Demek ki, ilim, bilgi, eğitim de kişiyi adam etmiyor.” “Tahsil cehaleti giderir, ama ….. baki kalır.”

Evet bu tür değerlendirmelerde yanlış bilgiler kullanılmaktadır. Mesela, şeytanın ilim sahibi olup meleklere hocalık yaptığını hangi sahih kaynağımız söylüyor?

Bu, Kur’an’la ve Sahih Sünnet’le temellendirilemez. Şeytan, cinlerdendi ve bilinen süreç sonunda lânetlendi. (Kehf: 50.)

Hatta onun,

”Beni ateşten, Âdem’i ise topraktan yarattın” diyerek kendi üstünlüğünü gerekçelendirmeye kalkışması (A’raf,12.) bile, onun ilim ehli olmadığının kanıtıdır.

İlmin, bilginin, eğitimin bir işe yaramadığını söylemek, nasıl hoş karşılanabilir?

Bu tür kanaatler, her şeyden önce bu kadar eğitim kurumlarının, bilim müesseselerinin varlığıyla, anne babaların çocuklarını eğitmek için çırpınışlarıyla nasıl uzlaştırılacaktır? O takdirde, bütün bunlar boşa çıkarılmış olmuyor mu? Dahası, bu tür kanaatleri Kur’an’ın bilgiye, bilgine, bilgisizliğe ve bilgisize bakışıyla (Zümer, 9; Bakara, 67; Hud, 46; En’am, 35; A’raf:199.) ve Hz. Peygamber’in ilme, bilgiye yaklaşımıyla telif etmek asla mümkün değildir

İyi de, bütün bu gerçeklere rağmen Müslümanlar ilim, bilgi, eğitim konularında neden bu tür yanlış yargılara varabiliyorlar? Herhâlde durup dururken, sebepsiz yere bu tür kanaatler oluşmuyor. İnsanımız, bilgili, tahsil görmüş, ilimle uğraşan, kültürlü olarak tanınan, aydın sayılan kişilerin günlük hayatta yanlış tutum ve davranışlar sergilediklerini görünce, bunu anlamakta zorlanıp sonuçta böyle değerlendirmeler yapmaktadır. Bu değerlendirmeler de, az önce belirttiğimiz gibi, ilim/bilgi/eğitim ile bireyin tutum ve davranışları arasında bir bağ kurulamayacağı kanaatini ortaya çıkarmaktadır.

Bireyin tutum ve davranışlarını etkileyip onun hayatını yönlendirmeyen, işine yaramayan bilimin, bilginin, eğitimin elbette itibarı/değeri olamaz. Laf olsun diye bunlara yönelmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu yüzden sözü edilen olumsuz değerlendirmeye kendini kaptıran Müslüman, mutlaka bilime/bilgiye/eğitime çok mesafeli duracaktır. Onlara, “olmasa da olur” nazarıyla yaklaşacak olan mümin birey, elbette onlarla ilgilenmeyi önemsemeyecektir. İslamî olmadığı gibi gerçeklerle de bağdaşmayan bu bakış açısının, İslam’ın temel değerleriyle açıkça çeliştiği ve ne tür tehlikeli sonuçlara yol açacak nitelikte olduğu herkesçe az çok bilinmektedir.

Gerçekte eğitimli olmanın, ilim ve bilgi sahibi olmanın, insanın tutum ve davranışlarını etkileyip onda değişikliklere neden olmaması asla düşünülemez. Felsefe tarihi içinde, “Bilen yapar” çizgisi, son derece önemli gerçekliklere dayanmaktadır. Kişinin ilmî müktesebatı, bilgisi ile onun tutum ve davranışları arasında bağ kurmadığımız takdirde, her şeyden önce insanın varlık yapısını, ontolojik gerçekliğini ve onda tutum ve davranışların meydana geliş sürecini tanımadığımızı ele vermiş oluruz.

Devamı Gelecek haftada ki sohbetimizde, sağlıcakla kalın…

Kaynak Yazı:

Prof. Dr. M. Şevki Aydın – Eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

 

YORUM GÖNDERYorumlarınızı göndermek için alt kısımdaki formu kullanabilirsiniz.

  • Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.